Hangi Tezgah Leke Tutmaz? Bir Hikaye
Kayseri’nin sabahları, her zaman farklı bir huzurla uyanmamı sağlar. Gerçi, bazen o huzur, kafamdaki kalabalıklardan bir türlü sıyrılamadığım için kaybolur. Ama yine de, bu şehirde yaşamanın bana öğrettikleri, her yeni günde farklı bir anlam kazanıyor. Bugün, nehrin kenarındaki o eski taş köprüyü geçerken aklımda bir şey vardı: Hangi tezgah leke tutmaz? Bunu düşündüm, çünkü sadece mutfak değil, yaşamın kendisi de bazen lekelerle dolu oluyor.
İlk Leke: Mutfağa Adım Attığım An
Geçen kış, yeni taşındığım eve ilk adımımı attığımda, her şey ne kadar da derli topluydu. Eski, taş duvarlarla çevrili evin içinde, yeni mutfak tezgahım parıldıyordu. Yeni tezgah, bembeyaz, pırıl pırıldı. Her şey temizdi, her şey düzenliydi. O an, bir şeyler olacak gibi hissetmiştim. Ya da belki de her şeyin mükemmel olmasını istedim, sadece mutfak değil, hayatımın tamamı… O tezgahın tertemiz, lekesiz olması bana umut veriyordu. “İşte bu,” dedim, “Hayatım da böyle olacak. Temiz, düzenli, kolayca silinebilen her şey gibi.” Ama ne yazık ki, hiçbir şey göründüğü gibi değil.
Evin ilk günü, bir elma keserken, ne kadar dikkatli olursam olayım, bıçağın ucu yanlışlıkla kesilen elmanın suyunu tezgaha sıçrattı. Beyaz tezgahımda, kırmızı lekeler yayıldı. Bir an için duraksadım. Elmanın suyu, hayatta asla silinmeyecek bir şey gibi görünüyordu. O an, bir tuhaflık hissettim, belki de bu kadar basit bir şeyin bana neden bu kadar kötü hissettirdiğini anlamadım. Tezgahın o saf beyazlığı, hayatımda silinemeyen lekelerin olduğunu hatırlattı. İçimden “Hangi tezgah leke tutmaz?” diye sordum. Elmayı silmeye başladım ama lekeler hala vardı. O an, mutfakta sadece yemek hazırlamadığımı, hayatın her alanında her şeyin kolayca silinmeyeceğini fark ettim.
İkinci Leke: Bir Yudum Kahve
Bir sabah, kahvemi yapıp mutfağa geçtiğimde, önümdeki tezgahın o ilk lekesinin izi hala duruyordu. İçimden bir ses, “Hadi, sil artık,” dedi. Ama ben çoktandır bu seslere alışmadım. Hayatımda sürekli temizlik yapma çabaları, lekelerle savaş, bir şeyleri silmeye çalışma dönemi başlamıştı. Kahvemi aldım, içimi ısıtan o sıcak kahveyle ruhumu uyandırmak istedim. Ama kahve bir yudumda değil, iki yudumda tezgahın üzerine döküldü. Ne kadar temkinli olsam da, kahve her yere sıçradı. “Bir kahve nasıl olur da bu kadar çabuk sıçrar?” diye şaşırırken, o eski lekeler gibi, kahve de yayıldı, her tarafı sardı. İşte o an, bir şey daha anladım. Hayatta her şeyin “temiz” kalamayacağını. Bazen, her şeyin olduğu gibi kabul edilmesi gerekirdi. Çoğu zaman, hayatın sıçrayan lekelerinden kaçamayız.
O an, ne kadar üzülsem de, başımda geçen bu düşünceleri tezgahın üzerine bırakıp, gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Hangi tezgah leke tutmaz? Sadece fiziksel bir şey değil, bu. Bir an, belki de başka türden lekeler… Yıkılmam gerektiği zaman, işte o zaman silinmeyecek olanlar gibi. O kahve lekeleri, bir şekilde bana bunu hatırlatıyordu.
Üçüncü Leke: Bir Başka Gün, Bir Başka Düşünce
Geceyi geçirdikten sonra mutfağa gittiğimde, yine o eski beyaz tezgahımı gördüm. Artık kafamda farklı bir şey vardı: Lekelerle yaşamayı öğrenmeliyim. Ama tam o anda, eski bir arkadaşımla sohbet ederken duyduğum bir şey aklıma geldi. Beni terk eden, her şeyimi kaybettikten sonra kendimi bulduğum o zor dönemde, bana demişti: “Hayat, lekelerle güzel. Bazen en derin lekeler bile seni benliğine getirir.” Bu cümle, yavaşça ama kalbimde bir iz bırakarak derinleşti. Hangi tezgah leke tutmaz? Bir gün, belki de hiç silinmeyecek olanların, hayatı anlamamıza yardımcı olabileceğini fark ettim.
Ve sonra… O eski dostumun sözlerine ve o kahve lekelerine bakarak, her şeyin farkına varmaya başladım. Lekeler sadece mutfakta, tezgahın üstünde olmuyor. Yaşamın her alanında, aldığınız her yeni kararda, karşılaştığınız zorluklarda, kaybettiğiniz arkadaşlıklarda da vardır o lekeler. Bir zaman sonra, lekelerle yaşamayı öğrenirsiniz. Ne de olsa, her şeyin tertemiz olması gerekmezdi, değil mi? Sonuçta, ne kadar temizlik yaparsanız yapın, hayat hep bir miktar karmaşık, kirli ve bazen en güzel yerlerinde bile lekelerle dolu olacak.
Dördüncü Leke: Leke Tutmayan Hayat
Bir gün, o eski beyaz tezgahı temizlerken fark ettim. O kadar da kötü bir şey değilmiş lekeler. Çünkü, her bir lekede bir anı, bir düşünce, bir his vardı. Gerçekten temiz ve saf olmak gerekmezdi. Leke tutmayan bir hayat istiyordum belki, ama o hayatın içindeki renkler, bazen sadece o lekelerle ortaya çıkıyordu. Hangi tezgah leke tutmaz? Gerçekten bir tezgahın lekelerle savaşı, onun ne kadar dayanıklı olduğuyla değil, yaşadığınız anları nasıl kucakladığınızla ilgiliydi.
Evet, beyaz tezgahım artık ilk günkü gibi temiz değil. Ama o lekeler bana çok şey öğretti. Şimdi, her kahve döküldüğünde ya da bir şey sıçradığında, o lekeler aslında benim hayatta ne kadar güçlü olduğumun bir kanıtı gibi geliyor. Leke tutmayan bir hayat yoktur. Leke tutmayan tek şey, aslında kabul etmektir. Bir tezgahın rengi, yaşamın ne kadar “temiz” göründüğüyle değil, onun ne kadar derin olduğu ve iz bıraktığıyla ilgilidir.
Beyaz tezgahımdan her geçen gün daha az korkuyorum. Leke tutmayan hayatı istemiyorum artık. Benim istediğim, her lekenin bir anlam taşıdığı, hayatın her anının değerli olduğu bir yaşam.